13 Mart 2009 Cuma

TÜRK ANLATI SANATLARINDA GELENEKSEL YAPI-3


2.3 HALK HİKÂYELERİ
Halk hikâyesi anlatısı, Türk halk edebiyatında sözlü eserlerin zengin bir kolunu oluşturmaktadır. Halk hikâyesi türünün en somut örnekleri Köroğlu, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Tahir ile Zübre vb. hikâyelerdir.(11) (Boratav, 2000:65)
Halk hikayeleri, âşıklar ağzıyla ve saz eşliğinde anlatılması, sözlü uzun hikâyeler olması, olay ve kişilerin bazen olağanüstü özelliklere sahip olması gibi bazı unsurları destanlardan miras almakla birlikte, yeni ve ayrı bir tür de oluşturmuşlardır denebilir; bu bağlamda biçim ve üslupları destanlardan farklıdır (Boratav, 2000:66)



Konuları ve toplum içindeki görevleriyle de halk hikâyeleri destanlardan farklılaşmaya yönelmiş bir türe girerler: halk hikâyesinde anlatılan ilişkiler toplum içi, bireyler ya da tabakalar arasındakilerdir; atışmalar da aynı çerçeve içinde kalır. Hikâyelerde olağanüstü öğelerin azaldığı olayların ve kişilerin normal boyutlara indirilmesine doğru bir eğilimin belirdiği görülür.
Halk hikayelerindeki anlatının yapısal temel özellikleri ise aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Halk hikâyelerinin olayları ve kişileri ise hayattan, içinde yaşanılan zamandan alınmıştır. Gerçek dışı olaylar ve hayal unsur yaratıklar bulunsa bile, sadece olay akışını daha sürükleyici yapmak amacıyla kullanılırlar. Tema olarak aşk, ölüm, hasret, yoksunluk, isyan, haksızlık gibi konulardan bir ya da iki tanesi seçilerek iyice genişletilir ve derinleştirilir. Özellikle aşk teması halk hikâyelerinin pek çoğunda temel unsurdur. (Aşkın daha çok platonik, tasavvufî olanı rağbet görür.) Halk hikâyeleri de destanlar gibi millî niteliktedir. (Kabaklı, 2002:140) Kabaklı bu yorum için şu gerekçeyi göstermektedir: “…Çünkü kişilerin dinî ahlâkî, iktisadî durumları, sosyal çevredeki töre ve âdetler, değer yargılan bunlarda yer alır.”

Halk, hikâyelerdeki kişilerin, çevreleri, sosyal durumları ve kimlikleri ile az çok belirtilmiş durumdadır; bu karakterler toplumun her katından, her zümresinden, şehir beyi, köy ağası, tüccar, kadı, keşiş, bey kızı, devlet düşkünü delikanlı ve eşkıya gibi karakterler olabilirler. (12) (2002:142) Halk hikâyeleri oluştukları devrin toplumsal yapısını ve iç mücadelelerini yansıtırlar; bahsedilen karakterler arasındaki çekişmeler hikâyenin konusunu oluşturur. Çevre açısından az çok belli diyarlarda geçerler. (13) Aynı şekilde hikâyelerin geçtiği tarih zamanı da kısmen saptanabilir. Halk hikayelerini sazlı âşıklar anlatır. (2000:141) Halk hikâyeleri uzatılabildiği kadar uzun anlatır. Öyle ki Kabaklı “Bir ramazanın bütün geceleri boyunca sürdürülen hikâyeler vardır.” demektedir.

Halk hikâyelerinin çıkışı biraz destanları andırsa da şematik olarak, döşeme, olay ve dilek bölümleri ile masalları benzerler (2002: 142). Türk halk edebiyatında konulara göre halk hikâyeleri, ‘aşk, yiğitlik ve eşkıya’ başlıklarında olmak üzere üç grupta toplanabilir. Bu hikâyelerin kaynaklarıysa,
a) Hurşit ile Mâhmihri gibi yabancı dilden gelenler;
b) Emrah ile Selvi Han, Gül ile Alişîr, Kerem ile Aslı gibi bazı tanınmış şairlerin hayatlarından izler taşıyanlar ve
c) Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun gibi klâsik divan edebiyatından geçmiş olanlar

şeklinde sıralandırılabilir.

Boratav ise derleyicilerin ve anlatıcıların kaynaklarını konusal ayrıma gitmeden üçe ayırmaktadır:


a) Her çeşitten yazma-basma metinler. Menkıbe kitapları, Taberî benzeri eski tarihler, biyografya eserleri, Bin Bir Gece, Tutinâme gibi anlatı türünde klasikleşmiş kitaplar;
b) Sözlü gelenekte yaşayan masallar, menkıbeler, efsaneler;
c) Gerçek hayatta geçmiş ve halkın belleğinde derin iz bırakmış kahramanlık, kabadayılık eylemleri, sevda maceraları gibi olaylar. (2000: 79)



2.4 MASAL

Masal, nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlardan ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayal ürünü, gerçekle ilgisiz, ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı diye tanımlanmaktadır. (Boratav, 2000:95)

Masallar, bazı çeşitlerinde olağanüstü olayları ve kişileri konu edebilir; fakat, bazı masallar da tamamen hayal ürünü olmakla birlikte olağanüstü olmaya da bilirler. Masalı efsaneden, hikâyeden, destandan ayıran niteliklerin başında da ne anlatırsa anlatsın anlattıklarının hayal ürünü olduğu etkisini vermesi gelmektedir. (2000:95) Gerçeklik boyutunun olmadığı görüşüne ek olarak masallara belki tarihî olaylar dahil edilmiş olabilir fakat bunlar bile, masalın atmosferinde artık tanınmaz olmuştur, denebilir: “Masal ülkesinde gam, kasavet, çirkinlik ve adilik yoktur. Sonsuz bir şiir yüzeyinde iyilik mükâfata kavuşur, kötüler en sert, en adaletli cezalara çarpılır.” (Kabaklı, 2002:111-113)

Masalların ilk defa dünyanın hangi bölgesinde ortaya çıktığına dair çok çeşitli görüş ileri sürülmekle birlikte, hem her topluluğun kendine göre masallar ‘uydurduğu’, hem de birbirine benzer hikâyelerin farklı toplumlarda ve coğrafyalarda toplumun karakteristik özelliklerine büründüğü tespit edilmiştir. (2002:113) (14)

Biçimsel özelleri kısaca saralarsak:

Masallarda anlatı kısa ve yoğundur.
Olağanüstü ve uzunca gerçekçi masalların kuruluşlarında çoğu kez başvurulan "üçlü bakışım"(15) kuralı kullanılır.

Kabaklı üç süreli düzen için
1. Döşeme
2. Olay
3. Dilek.

bölümlemesini kullanmıştır.(2002:115)

Olaylar, ilk önce yaşanmadan, sonra da yaşandıkları süre içinde anlatılırlar; kimi hallerde ayrıntılarıyla önceden, kısa olarak da kişilerin başından geçerken, kimi zaman da tersine, önceden kısa olarak yaşandıkları süre içinde ise ayrıntılarıyla anlatılırlar.
Hızlı, kısa ve yoğun anlatım ile bağlı olarak sözlü gelenekte masal fiillerin "-miş"li geçmiş zaman ile şimdiki zamanla ya da geniş zamanla anlatılır. ( "-di"li geçmiş zaman kullanılmaz.)


Uzunca süreli masalların önemli bir üslup ve anlatım özelliği de her masalda aynı kalabilen tekerlemeler, söz kalıpları, "küçücük konu kalıpları" (motifler) ile, masaldan masala değişmekle beraber, masallarda milletlerarası ortaklık sağlayan "genişçe konu kalıpları" (temalar) verirler.
Masal tekerlemesi, masalın başında, ortasında uygun yerlerde ve sonunda söylenen, yerine göre uzunca ya da çok kısa (kimi kez birkaç kelimelik) kalıplaşmış birtakım sözlere verilen addır. En bilindik örnekleri: "Evvel zaman içinde...", "Bir varmış, bir yokmuş..." "Onlar ermiş muradına..." , "Gökten üç elma düşmüş...", "Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir de arkasına bakmış ki, bir arpa boyu yol gitmiş..." (2002: 96-97)


Masalların asıl kahramanları insanlar olmakla birlikte peri, dev, gulyabani, şahmaran gibi hayali ve sadece masallara özgü yaratıklar, bunların yanı sıra at, balık, ceylân ve kuş gibi hayvanlar da olağan dışı özellikleriyle masal karakterlerini oluştururlar. Masal insanları, olağan ve olağanüstü nitelikleri kendilerinde toplamışlardır. Bu masal kişileri, toplumun en alt katından en üstüne kadar türlü zümrelerden olabilir. Zengin ve soylu - sıradan ve fakir karakterin arasındaki çekişmeler Keloğlan örneğinde olduğu gibi görülebilir.

Masal kahramanları, belli bir toplumun bilinen bir zamanda yaşamış kişileri değildir. Her ülke ve zamanda olabilecek padişah, vezir, bezirgan, köylü, kadı, derviş, ırgat, harami vb. gibi sembol tiplerdir. Bunlar, dış yapı ve karakter bakımlarından uzun uzadıya incelenmezler. Sadece çok belirtili bir nitelikleri üstünde durulur. Masallarda her şey tatlıya bağlanır; öyle ki kötüler, korkunç olmaktansa gülünç anlatılırlar, eşkıyalar iyi yüreklidir, hırsızlar bile masumdur. Zalimlerse sert cezalara çarpılıp yok edilirler. (2002: 112) İyiler, ‘sonsuza’ kadar yaşayıp mutlu olurlar. Masalların mekânları da kişileri gibi gerçek dışıdır Masalın anlatıldığı çevre hiçbir coğrafî mekâna bağlanamaz; bunlar hayali ülkelerdir, çevre betimlemeleri de gene hayal gücüne dayanır. (16)


Diğer tüm unsurlar gibi masallardaki zamanın da gerçek zamanla ilgisi yoktur. Zaten, masallın başında söylenen "Evvel zaman içinde... Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken..." gibi gerçekliği imkânsız tekerlemeler de masalın bir düşler ülkesi olduğunu dinleyiciye en baştan haber vermektedir.
Masallar başlığında Naili Boratav’a bir kez daha değinecek olursak, masalları Antti Aarne ve Stith Thompson’ın oluşturduğu Milletlerarası Masal Katalogu’na göre dört ana çeşide ayırdığını görebiliriz:
1) Hayvan masalları;
2) Asıl masallar; olağanüstü masallar, gerçekçi masallar;
3) Güldürücü hikâyeler, nükteli fıkralar, yalanlamalar;
4) Zincirlemeli masallar.



Boratav bu çeşitlenmelerin her birine Türk masal geleneğinde örnekler bulabileceğimizi de dip not olarak eklemektedir. (2000: 98)

2.5 FIKRA

Herhangi bir düşünceyi örnek vererek güçlendirmek, karşısındakini ona inandırmak, ya da direnişinde yanıldığına tanık göstermek, herhangi bir durumu açıklamak gibi amaçlarla anlatılan, yoğun bir anlatı tekniğinin kullanıldığı hikâyelerdir. (Boratav, 2000: 105) En bilinen özellikleri, bitişinde, nükteyi tüm vurgusuyla vermek amacıyla "veciz" olmalarıdır. Boratav’a göre fıkracı, “dinleyicilerinden mizahın inceliğine varacak, nüktenin değerini tartacak bir zekâ, anlayış olgunluğu bekler.” (2000: 106)


Fıkralar kendilerine bazen belli halk tiplerini (Bekri Mustafa, İncili Çavuş, Bektaşi, Tahtacı, Yörük gibi), bazen de sıradan halk tiplerini (Karı-koca, çocuklarla ana-baba, uşak-efendi, asker-subay gibi) seçerler. Türk anlatı geleneğinde fıkra tipi olmuş ve ün yapmış kişilerin başında herkesin bildiği gibi öncellikle Nasreddin Hoca gelmektedir; İncili Çavuş, Bekri Mustafa en ünlü karakterlerdendir. (2000:107) Gerçekten yaşayıp yaşamadıklarını kesin olarak bilinmese de, fıkralarda başlarından geçen her olay gerçek hayatlarında yaşanmış gibi halka mal olmuş karakterlerdir.


2.6 EFSANE


Efsane kelime anlamıyla eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence olmakla birlikte bu dar tanım elbette yukarda sayılan anlatı türlerinin hepsi için geçerli olabilir. Öyleyse efsaneyi öncellikle masallardan ayıran başlıca nitelik onun inanç özelliği taşımasıdır; yani, anlatılarla halk tarafından doğru, gerçekten olmuş olarak kabul edilir. Başka bir özelliği de düz konuşma diliyle ve her türlü üslup kaygısından arınmış olarak, hazır kalıplara yer vermeyen kısa bir anlatı oluşudur. Nail Boratav bu ayrımlar konusunda çok açık bir yorum getirmiştir:

“Bir destan parçası karmaşık ve uzun soluklu anlatı bütününden kopup kendine özgü üslup niteliklerini, sanatlık süslemeleri yitirince, sadece olağanüstü yönleriyle bir kişiyi ya da bir olayı bildirme göreviyle sınırlanınca ‘efsane’ olur.” (2000: 121)



Masal ve destanla efsanenin ortak özelliği ise, “olağanüstü olaylara ya da insanüstü güçleri elinde tutan kişilere anlatısı içinde yer verme olanağı”dır. (2000: 121) Tarihi bir olay gerçekte yaşandığı gibi anlatılmayıp, “gerçekten uzaklaşan bir biçim almışsa efsaneleşmiş demektir.” Böylece efsaneye dönüşmüş haliyle aynı olay birbirinden zamanca uzak, farklı kişiler ya da yerler için anlatılabilir. Bu duruma en güzel örneklerden biri, bir yabancının yerleşmek istediği ülkenin sahiplerinden ‘bir öküz derisi ile ölçülecek kadarcık yer’ istemesi; sonrasında öküzün derisini ince şeritler halinde kesip onunla istediği toprak parçasını çevreleyip, bir kale kuracak kadar geniş yer elde etme hikâyesidir. (17) (2000: 121)


Efsane kendine özgü bir üslubu, kalıplaşmış, kurallı biçimleri olmayan, düz konuşma dili ile bildirilen bir anlatı türüdür. Halk edebiyatının herhangi bir türünden ürünlerce (masal, hikâye, destan, türkü) konu olarak benimsendiği zaman ya da bir parça halinde yapı gereci olarak kullanılınca içine girdiği türün üslup ve biçim niteliğini kazanır. Efsanenin çeşitleri açısından dört ana bölüme ayrılmışlardır (2000: 123):


a) Yaradılış efsaneleri;
i)Oluşum ve dönüşüm efsaneleri;
ii)Evrenin sorunu (mahşer ve kıyamet günlerini) anlatan efsaneler;
b) Tarihlik efsaneler;
c) Olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçler üzerine efsaneler;
d) Dinlik efsaneler.


(11)Pertev N. Boratav’ın tanımına göre, bu anlatı geleneğinin bugün de canlı kaldığı Kars, Erzurum gibi Kuzeydoğu ve Maraş, Çukurova gibi Güneydoğu Anadolu illerinde, bu anlatıra "hikâye" adı verilmektedir.sf:65-66
(12) Halkın sevdiği ‘iyi ve yüce’ kahramanların karşılarında, kendilerine engel olan "kötü" kişiler vardır. (Kabaklı, 2002:142)
(13) Örneğin Âşık Kerem, masal ülkelerine hiç benzemeyen Anadolu'da dolaşmaktadır. (Kabaklı, 2002:142)
(14) Kabaklı yapılan araştırmalara göre masal yaratıcılığı bakımından “Doğu'nun (Hindistan, Arabistan, Anadolu, Akdeniz çevresi) Batı'ya göre daha verimli olduğunu” belirtmektedir.
(15) Olaylar önemlerine göre sıralanarak üç süreli bir düzen içinde geçerler; kişiler, yine önemlerine göre, üç bölüğe ayrılırlar: Örneğin, padişahın üç oğlu; her biri bir başka yerde oturan üç kardeş dev vb. (Boratav, 2000: 95)

KAYNAKÇA
AND, Metin Türk Tiyatro Tarihi, İstanbul :İletişim Yayınları , 1992
BORATAV, Pertev Naili 100 soruda Türk Halk Edebiyatı İstanbul: K Kitaplığı 2000
COSTE, Didier, Narrative as Communication, Minneapolis : University Of Minnesota Press 1998
GERÇEK, Selim Nüzhet Türk Temaşası İstanbul: Kanaat Kitabevi 1942
GÜNAY, Umay Türk Halk Hikâyelerindeki Örnek İnsan Tiplerinden, Meddah Hikâyelerindeki Kusurlu İnsan Tiplerine Geçiş, Mitten Meddaha Türk Halk Anlatıları Uluslararası Sempozyum Bildirileri, Gazi Üniversitesi THBMER Yay. 2004
KABAKLI, Ahmet Türk Edebiyatı 1, İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yay. 2002
ÖZAKMAN, Turgut Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği,İstanbul : Bilgi Yayınevi 1998
Türk Halk Edebiyatı 1998 Ünite 1-12, Yard.Doç.Dr. Muhsine Helimoğlu Yavuz, Yard.Doç.Dr. Hülya Pilancı, Yard.Doç.Dr. Ali Öztürk, T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları Anadolu Üniversitesi Açıkögretim Fakültesi,
İnternet Kaynakları
www.tdk.gov.tr
http://www.edebiyatturk.net/
http://www.insanbilimleri.com/

0 yorum:

Site Hakkında...

Karşılaştırmalı Edebiyat şimdiye kadar
kez ziyaret edildi. İlginize teşekkür ederiz ::
© 2006-2010 9Kare.Net Yazı İşleri Ürünüdür :: iletişim ::
Resized Header Image Copyright © DHester by freewebpageheaders.com

© Blogger templates The Professional Template Tasarım: Ourblogtemplates.com 2008


PageRank Checking Icon

Takipçilerimiz